İlk Uygarlık
Her şey böyle başladı. İnsan ilk günahını işledi, günahlar birbirini kovaladı. İlk günahın sonrasında, Kabil ( Kâin ), öz kardeşi Abil’i ( Abel ) katletti. İnsan ırkı iyilik ve kötülüğün ortasında yapayalnız bir sınava tabi tutuldu. Tanrı’nın sınav dünyasında geliştiler, yarattılar… Bu üretime ilk başlayan iki uygarlığı irdelemek istiyorum öncelikle: Atlantis ve Mu uygarlığı. Bu iki uygarlığın aydınları, bugün bile bilim adamlarının kanıtlamaya çalıştığı belki de varlığından haberi olmadıkları onlarca sırra vakıf bilge kişiliklerdi. Örneğin, M.S 8. yüzyılda Mahavira’yı yazan Bhavabonti’nin anlattıkları bu sırların Mu uygarlığınca açıkça bilindiğini gösterir. İşte o belgeden alıntı: ‘Kutsal bilimin sırları ancak inisiyelerce malumdur. Binlerce yıldan beri ermişler, Brahma ve başkaları, bunları gördüler ve öğrendiler. Kriçaçva, Mu bilim rahiplerinin bütün sırlarını açıklamıştı. Bana da bunları Viçvamitra söyledi’. İnisiye inisiyasyondan gelir. Bu ve ezoterizm’in tanımına geçmeden önce, bu bilinen sırları kabataslak yazıyorum ki bu sırlar Hint Aiçvaryalar’ından alınmıştır. Aiçvarya, bir insanın sahip olduğu halde kullanmasını bilemediği yetenekleri öğretme bilimidir. Hint kaynakları bu bilim türlerinin Naakaller’den, yani Mu’da hem rahip hem de bilgin sıfatıyla yaşayan bir sınıftan alınmış olduğunu yazar. İşte o bilim türleri yani sırlarımız:

Hint Aiçvaryalar’ı yedi bölümden oluşmaktadır:

1.Amma: Düşünce gücüyle maddeleri ufaltıp büyütebilmek. Maddeler üzerinde çeşitli etkilerde bulunmak. ( Telekinezi ) 2.Lghima: Cisimleri hafifletmek ve havada durdurabilmek. ( Levitasyon ) 3.Prapte: Zaman sınırlarını aşarak, çeşitli yerlere ulaşmak ve düşünce nakli. ( Astral seyahat ve Telepati ) 4.Prakamya: İrade yolu ile gaz, sıvı ve katı cisimler arasından geçebilmek. 5.İçitritva: Maddelerin özelliklerini değiştirme. ( Alşimi- Simya ) 6.Sohtart: Kendi bedenine ikinci bir ruh sokabilmek.( Medyomluk ) 7.Atartvaç: Görünmez olabilmek. ( Demateryalizasyon )

Bu denli gelişmiş topluluklar, bugün Sümerler ve bazı Mezopotamya uygarlıkları’nın gölgeleri altında hiç hak etmedikleri şekilde yabana atılmaktadırlar. Sümerlilerin uygar düzeni başlatan topluluk olduğunu savunanlar olduğu kadar bir de Sümerlerin dininde bugünkü dinle paralel olaylar vuku bulduğunu söyleyenler de mevcuttur. Bilmezler ki, Musa’dan ve İsa’dan evvel isimsiz ve kitaplı / kitapsız Peygamberler onlara da gönderilmiştir. Bu peygamberlerden biri de bugünkü monoteist dinlerin temellerini ‘resmi’ bir şekilde atan Sümerli ‘İbrahim’dir. Sümerliler çok tanrılı bir inanca sahiptiler. İbrahim bu toplumun aykırılıklarına isyan etti, Ur kentinden göçtü. Zaten temel olarak bakılacak olursa, ilahi dinler ve Sümer yazıtlarındaki ortak noktalar, ahlak ve Tanrı ( Tanrıların ) kudreti üstüne olan şeylerdir. Ve eğer İbrahim kaynaklara göre M.Ö 2500 yıllarında yaşamışsa, yoldan çıkmış Sümerlilere gönderilmiş bir elçi olduğu aşikârdır. Kaldı ki, Sümerlilerin yazıtlarında kalan bu ahlaki düzen eski peygamberlerin başka toplumlara ilettiği mesajlardan da etkilenme durumundan da vuku bulmuş olabilir. Şimdi şu eski peygamberler söz grubunu biraz açalım. Kuran’da adı geçen 25 tane peygamber vardır. İbrahim’den önce gelen peygamberler ise: ‘Âdem, İdris, Nuh, Sud, Salih’tir. Şimdi burada şöyle bir çürütme girişimi olacaktır: ‘İslami kaynaklara göre (?!) Nuh’ la İbrahim arasında 950 yıl vardır, Nuh’ta Sümerlilerden etkilenmiş olabilir.’ Yani tam Sümerlilerin ortaya çıkış zamanlarına denk gelir bu 950 yıl. Yani eğer Sud ve Salihten hiçbir etkileşim olmamışsa Sümerlilerin dinine ki bunu varsayabiliriz, biraz İdris’i irdeleyelim. İdris muhtemelen Altın Çağını geride bırakmış insanoğlunun düşüşe geçtiği ilkel zamanlarda gelen bir peygamberdir. İnsanları hayvan derilerinden yapılmış elbiselerinden kurtarıp, onlara yazıyı öğretmiştir. Bu yazılar belgeler haline getirerek kendi kavmine aktarılmış ve bu sayede ölümsüzleştirilmiştir. Yani İdris’in, Kuran’ın peygamberinin getirdiği din ölümsüzleştirilmiştir bu yazıtlarla. Ve bu yazıtların Sümerlilerin eline geçmesi kolay ve olası bir şeydir Sud ve Salih’i saymasak bile. Yani bunca bilgiden yola çıkarak diyebiliriz ki, aksine bu benzerlikler, Yaratanın bugünkü dininin gerçekçiliğini çürütmez, onu daha da sağlamlaştırır. Ayrıca Yaratıcının Mu ve Atlantis gibi uygarlıklardan haberi olduğu ve onları yok ettiği ayetlerle inanlara açıklanmıştır.

Şimdi başka bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Tabi ki Tanrı’nın Altın Çağını yaşayan insanların hepsini yok edeceğini düşünmek mantıksız olur. Zaten Mu ve Atlantisli bilgelerin Orta Asya’ya ve Amerika kıtasına göçtüğüne dair oldukça sağlam kaynak ve kanıtlar mevcuttur. Mucizeler devam ediyor…

Peki, Mısır mitolojik Tanrılarından Osiris’in aslında Altın Çağdaki sırlara vakıf rahiplerden biri olduğunu bileniniz var mıydı?

Ya kökenine dair tartışmaların hala süregeldiği Maya uygarlığı? Onların elde ettiği bugünkü Astronomik Bilgilere ne demeli?

1- Mayalar, Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesini 365,2421 gün olarak hesaplamışlardır. Bu rakam şu anda aynı yörüngeyi 365,2424 gün olarak hesaplayan Gregoryen Takvimi’nden daha kesindir. Yapılmış olan en son uzay araştırmalarında elde edilmiş bulunan sonuçlar Mayaları haklı çıkarmıştır… Uzay çalışmalarında bilgisayarlarla elde edilen sonuç 365,2422 idi. 2- Mayalar, gözlemlenmesi hemen hemen mümkün olmayan gökyüzü hareketlerini de biliyorlardı: Dresten Kodeksi yazıtlarında, çeşitli gezegenlere, hatta çeşitli yıldızlara ait tanımlarla karşılaşmaktayız.

Bu tip kanıtlar, Orta Asya uygarlıklarının ve Amerika’nın antik ve günümüz insanınca ‘ilkel’ olarak tanımlanan bu kitlenin Altın Çağ uygarlıklarının uzantısı olduğu aşikârdır. Eski Türk Mitoslarında gizli ezoterik uzantılar Orta Asya uygarlığının da Altın Çağ uzantılı olduğunun kanıtıdır. Hatta bir ara şöyle bir tartışma vardı: ‘Türkler Mu’dan mı geldi’ diye. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuyla ilgili kapsamlı bir araştırması da vardır. Şimdilik bu bahsi burada kapıyorum çünkü bu başka bir köşe yazısının konusu. Bunlardan bahsedişimin nedenini açıklamaya gelince; İnsanlığın ve dinlerin kökeni Sümerlerin de evvelindedir. Altın Çağ sonrası ilkelliğini yaşayan insanoğluna peygamberler ve elçilerin katkıları büyüktür. Yani aslında bu ‘ilkel’ tanımı M.S 1000’li yıllara kadar sürmez. Çok ufak süreçtir ve İdris’le kapanmıştır. Yukarıda da değindiğim gibi bugün ‘ilkel’ olarak tanımlanan bir sürü topluluk Peygamberlerin öncülüğünde İnisiye olmuşlardır ve derin vakıf sırlara kavuşmuşlardır. Bunlar apaçık mucizelerdir. Burada küçük bir bilgi daha vermekte yarar var: ‘ O zamanın toplumlarının mitlerinde var olan Tanrıların bir kısmı sembol bir kısmı ise hakikaten ezoterik sırlara vakıf rahiplerdi. Buna bir örnek vermek gerekirse, Yunan mitolojisinde ki Tanrı Kronos zaman kavramının sembolüdür. Mısır Tanrısı Osiris ise Atlantis kıtasından göçmüş bir rahiptir. Bunlar halkın gözünde kesinlikle ‘Yaradan’ değildi, sadece onun bilgisini ve kudretini güçlendiren ve pekiştiren ilahlardı. Yani bugün bazılarının iddia ettiği gibi bu insanlar ( Halk ) putperest değillerdi ve bu sırları insanlara yayan bu ilahlar uzaylı veya demon da değillerdi.

Sümer toplumuna dayalı dini yalanlama propagandasını çürüttükten sonra, günümüzde Muhammed peygamberin tebliğ ettiği dinle alakası kalmayan İslam dininin özünü kavrayabilmek için ezoterizm’in katkılarından bahsedeceğim. İsterseniz önce tanımıyla başlayalım.

Ezoterizm: Ezoterizm’in Osmanlıcadaki karşılığı ‘Batınilik’tir. Batın: İç yüz, içteki anlamına gelir. Türkçe de ki ‘içrek’ kelimesidir ki, bununla ‘Gizli Öğreticilik’ kastedilmektedir. Yani bir nevi görünmeyeni meydana çıkarmak demektir. Ezoterizm’in olmazsa olmazı tam karşıtı egzoterizm’dir. Bu da dışı kavramak demektir. Bir nesneyi tüm yönleriyle, tabiri caizse, madalyonun her iki yüzünü de bilmek, öğrenmek şarttır.

İslam da ilk resmi ( Kamuoyuna duyurulan ) Ezoterizm yani görünmeyen, 1974 yılında Dr. Reşat Halife’nin 19 Mucizesini keşfiyle başlamıştır. Bu Kuran’da mevcut olan gizli bir öğretidir ve ancak inanan yahut inanmayan çok kişinin gözleri görmez bu öğreti ve mesajı, lakin ilan edilmiş bir mucize olmasına rağmen kendini Müslüman diyerek tanımlayan çoğu insanın bu olgudan haberi yoktur, olanlarda, bu mucizeyi yaşatmaya çalışanları hayatlarıyla tehdit etmekte olduğu üzere bu mucize eski çağlarda ki Ezoterizm anlayışıyla birebir, olağan bir gizlilikle yürütülmeye çalışılmaktadır. Şayet bu mucizeye göre, Tevbe Suresi’nin son iki ayetinin insan yapımı olduğu öne sürülmektedir ve çoğu fanatik İslam görüşçünün tepkisini çekmesinin ‘baş’ nedenlerindendir. Ve bu ayetlerinde, Muhammed peygamberi övücü olması düşündürücüdür. Şayet Tanrı’nın elçileri arasında ayrım gözetmesi mantık dışı bir olaydır, bu tezi destekleyen ‘19’cuları haklı çıkarma olasılığı yüksektir.

Bu mucizenin çıkış noktası, Gizlenen suresinin 74. Ayetinde ki: ‘Üzerinde 19 vardır’ tanımıdır. Ayrıca mucizenin Kuran’ın inişinden 19*74 yıl sonra 1974’te keşfedilmesi de ilginç bir ayrıntıdır, tabii bu mucizenin bahsinin geçtiği ayetin 74 numaralı oluşu da…

Yine Hallac-ı Mansur’un ‘Enel-Hak’ıyla gelişen Sufi- İslam ezoterizmi İslam’da gelişen ezoterik araştırmaların resmi olmayan ilk ayağıdır ve günümüze kadar çeşitli şiirler ve yazılarla aktarılmıştır. Ama ne yazık ki bugün bile sufi mirasını elinde bulunduran bir sürü şeyh son model arabalara binmekte, nefislerine yenik düşmekte ve bu inancın aksini uygulamaktadır. İslam Ezoterizm’i hakkında başlangıcından günümüze kadar apayrı bir yazı da yazacağım ilerleyen aylarda.

Yukarıda yazdığım İslam ve Ezoterizm bağlantılı paragraf daha derinlemesineydi. Şimdi Ezoterizm tanımını, sadece içini de öğrenmek olarak bakarak, günümüz toplumuna bazı eleştiriler de bulunacağım: Bireyin bağlı bulunduğu dini, kulaktan dolma egzoterik bilgilerle uygulamak dinin temeline hepten ters bir durumdur. İşte bu yüzden İslam’ın ezoterik görüşlerle derinlemesine incelenmesi gerekmektedir. Oysa bugün insanlar bugün Kuran’da yazılı emir ve yasakları baz almak yerine, bambaşka kaynaklardan, ‘aile büyüklerinden’, hocalardan, komşulardan gelme bir din yaşamaktadırlar. Yazı genelinde bahsettiğim ezoterik yapının Kuran’ı okumak oluşu ne acı! Bunu yapan sufiler daha derin sırlara vakıf olmuşlardır ve bu inançlarını gizli şekillerde sürdürmek zorunda bırakılmışlardır. Şayet, peygambere ithaf edilen hadis ve sünnetler ne yazık ki, şu an İslam dininin adeta kabuğudur. İslam’ın ruhu Kurandadır ve ne yazık ki bu içler acısı durum gizemli bir yapıya büründürmüştür Kuran’ı. Aslen bugün tartışılan bir sürü ayetin herhangi bir ezoterik çabayla anlaşılmaya gerek duyulmamasına rağmen, insanlar Kuran okumayı Arapça duvarıyla bu karanlığa bulaştırmışlardır.

Bunun gibi ilginç detayları İnisiyasyon ile kavramamız oldukça acıdır. İnisiyasyon kelimesi kök olarak, Latince ‘İnitiatio’dan gelir. Öğreti demektir, ezoterizmle harmanlanınca ‘gizli öğreti’ anlamını alır. Aslında 21.y.y insanları olarak biz bile bir takım inançlarımızı yüzyıllar evvelindeki sufiler gibi kapalı kapılar ardında yaşamak zorunda bırakılmışızdır. Bunun en canlı kanıtı, Reşat Halife’nin Cuma namazı çıkışı katlidir. Ancak henüz 19 mucizesinin tam olarak neyi hedeflediği bilinmemektedir, ama şu görüş en baskın olanıdır: Yaratıcı, kitabını olası bir değişimden korumak için bu mucizeyle bir denge kurmuştur, bu mucize Kuran’ın aslının korunmasına yöneliktir.

Kuran-ı Kerim’de geleceğe yönelik kehanetler ayetlere şifrelenmiştir. Bu kehanetlerin içinde, ampulün bulunuşundan tutun, 1.Dünya Savaşına kadar pek çok olay açıklanmaktadır. Bu kehanetlerle ilgili üniversite öğrencisi Ömer Çelakıl’ın ‘Kuran’ı Kerim’in Şifresi’ kitabı önemli bir kaynaktır.

Yazıyı bitirmeden benzeri bir kehanet olayının bir diğer kutsal kitap Tevrat’ta da mevcut olduğunu da ekleyeceğim. 1997 yılında ABD’de ‘Tevrat’ın şifresi’ ismiyle bir kitap yayımlanmıştı. Kitabın yazarı Michael Drosnin Washington Post ve Wall Street Gazeteleri’nde uzun yıllar çalışmış bir gazeteciydi. Yazarın iddiası, dünya tarihinde yaşanmış ve yaşanacak bazı önemli olayların şahıs ve yer isimleriyle beraber Tevrat’ta şifreli bir şekilde var olduğunu, şifrenin tam olarak çözülmesi halinde gelecekle ilgili bazı olayların önceden öğrenilebileceğini ileri sürmekteydi.

Yine Kuran’da var olan güneş patlamaları kehanetleri de meydana gelmiş ve bu patlamaların yüzyıllar öncesinden Maya rahipleri tarafından da tespit edildiğini biliyoruz. Onlara da benzer bir şekilde ulaştırılmış bir şifreli kutsal kitaptan söz etmemize mani var mıdır? ( Ve tabi Altın Çağdaki insanlara )

Kuran ve Tevrat’taki matematiksel kodlar üstüne kurulu kehanetlerle ilgili derlemelerimi önümüzdeki ay sizinle paylaşacağım. Bu yazıya basit açıklamalar şeklinde dâhil olmaları şimdilik en doğrusu sanırım.

Son cümlelerimde şu temel mesajı üstüne basa basa vermek istiyorum: ‘Din, İbrahim peygamberin de öncesine dayanır, evvelindeki 5 peygamber, Yaratıcının varlığını kanıtlamak için, sayısız topluma yollanmıştır, bu yolculuğun başında da din vardı, sonunda da din olacaktır. Eski uygarlıklarla bugünkü dinler arasında ki benzerlikler, bu zincirin ne kadar sağlam olduğunun harikulade bir göstergesidir.’

‘Ve başından beri tek olan, çağlar boyu kendisine çeşitli isimler verilen O'ndan başka tapacak Tanrı yoktur.’
Yazar: Abel
Tarih: 2007-11-30


Bu Röportajın yer aldığı yer: Metal TR.NET
http://www.metaltr.net

Bu Röportaj için adres:
http://www.metaltr.net/modules.php?name=Kose_Yazilari_Arsiv&op=viewarticle&artid=34