
Pink Floyd'un kurucularından Syd Barrett öldü
Tarih: 12.07.2006 Saat: 10:38 Konu: Yabancı gruplar

Babalarımızın devrimci ruhunu ateşleyen en önemli müzik toplulukları sıra sıra popüler kültürün parçaları haline geldikçe, savaşını verdikleri inançların katkısıyla para içinde yüzen sanatçılar halini aldıkça, aklımıza bu şöhret dünyasını en zirvedeyken “ Ben aslında ressamım.” Diyerek bırakıp giden bir isim gelmeli: Syd Barrett.
Kimi doğru, kimi yanlış pek çok söylentinin baş kahramanı olmuş ve olmaya devam edecek, her ne kadar kaçmaya çalışsa da hala rahat bırakılmayacak, bırakamayacağımız bir müzisyen, bir sanatçı, bir deli, bir dahi. Kimileri için gidişi isim babası olduğu Pink Floyd’u daha başarılı kılmış, kimileri için de grubun sonu olmuştur. Aslına bakarsanız Syd Barrett, Pink Floyd’u hem varlığı hem yokluğuyla başarılı kılan bir arkadaştır. “Wish You Were Here” “Shine On Your Crazy Diamond” şarkılarından yoksun bir Pink Floyd düşünülemezdi elbet. Bundan birkaç yıl önce babama ait olan 80’lerde yayımlanmış bir kitapta Syd’in öldüğünü okumuştum, sonraları bunun da o zamanlar çıkmış olan bir söylenti olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim. Dün ise Syd’in birkaç gün önce 60 yaşında öldüğü haberini aldık. Bu kez haber gerçekti, söylenti olmasını umdum ama değildi. Aslında her şeyden elini ayağını çekmiş, varlığı veya yokluğu hiçbir hayranı için bir şey ifade etmeyen biri olmuştu, bu sözlerim yanlış anlaşılmasın bizim dinleyebileceğimiz ya da haberimiz olacak ürettiği veya üreteceği bir şeyler kalmayışından bahsediyorum.
Gerçek adı Roger Keith olan Syd, 6 Ocak 1946’da Cambridge’de doğdu. Okulu ve dersleri pek sevmediği söylenir, hatta bu konuyla ilgili duyduğum bir hikayeyi de paylaşmak isterim. Syd geometri dersine ilk kez gelen hocaya ismini sorduğunda ondan “Çemberler ve Daireler” cevabını almış, daha sonra da sınıftan atılana kadar hocasına “Bay Çemberler ve Daireler” diye seslenmiş. Çoğu zaman sınıftan atılır ya da dersi bırakıp gidermiş. Bu arada 14 yaşında babasını kaybetmesinin de psikolojisinde büyük etkileri olmuş olmalı.

David Gilmour ve Roger Waters’la küçük yaştan beri arkadaş olan Syd, Pink Floyd’un ilk albümü olan The Piper At The Gates Of Dawn'nın tek bir şarkısı hariç tüm şarkılarını bestelemiş, kısa zamanda çok şeyler üretmiş bir dehaydı. Besteleri fantastik ve çocuksuydu, sanki Lewis Carroll masallarından fırlamış şarkılardı. Onun için bir psychedelic ustası da denebilir.Ancak bir süre sonra Pink Floyd için bazı problemler baş göstermeye başladı. Syd kendini LSD’ye fazla kaptırmıştı, bazı konserlere çıkmıyordu, çıktığı bir konserde de baştan sona sadece tek bir akor çalmıştı. Bunun üzerine gruba gitarist olarak Gilmour katıldı, Syd hala gruptaydı ama birkaç ay sonra iyice ortadan kayboldu. Gruba Gilmour’un katılmasıyla psychedelic sound yerini progressive müziğe bıraktı.
Tüm bunlardan bahsediyor olmamız Syd’in kemiklerini sızlatıyor olmalı. Artık öldü ve her ne kadar kendi bundan kaçmaya çalıştıysa yaşayan efsanelikten gerçek efsaneliğe terfi etmiş oldu. “Vegetable Man” “ Crazy Diamond” gibi lakaplarıyla beraber, Syd benim için çocukluğundan sıyrılamamış ve bu yüzden rahat edememiş, kendi gezegenine dönmüş “Küçük Prens” tir.

|
|