Giriş
veya
Kayıt Ol
::
Ana Sayfa
::
Hesabýnýz
::
Forumlar
::
Haberler
::
Kritik
::
Fotoðraf Galerisi
::
Hosting
::
Köþe Yazýlarý
::
Menü
Site
Ana Sayfa
Forum
Haber Gönder
Haber Arşivi
Etkinlik Takvimi
Site Kadrosu
Extra
Hosting
En İyi 10
İnteraktif
Demo & Mp3 Arşivi
Video İzleme
Fotoğraf Galerisi
Destek
Destekleyenler
Linkekle
Bizi Öner!
INSTAGRAM
İçerik
.
Yerli Gruplar
.
Yabancı Gruplar
.
Biyografiler
.
Albümler
.
Albüm Kritikleri
.
Röportajlar
.
Köşe Yazıları
.
Köşe Yazıları Arşiv
.
Dergiler
.
Etkinlikler
·
Gitar & TAB
Albüm Kritikleri
·
KORN - The path of totality
·
Hypocrisy-A Taste of Extreme Divinity (2009)
·
Cyntia - Endless World (2012)
·
Tiamat - The Scarred People
·
Moonspell Alpha Noir-Omega White.
·
Ghost - Opus Eponymous
·
Testament - Dark Roots of Earth
·
Lamb of God - Resolution
·
Volbeat Live From Beyond Hell/Above Heaven
·
Pentagram - MMXII
METALTR INSTAGRAM
Kısa Haberler
[
Haber Arşivi
]
Son 10 Haber
·
Alter Bridge yeni albüm Scales Are Falling
[ 0 yorum - 919 okuma ]
·
Black Veil Brides yeni single'ları ''Certainty''
[ 0 yorum - 614 okuma ]
·
Gibson imzalı Tony Iommi belgeseli yayında
[ 0 yorum - 755 okuma ]
·
Pentagram’ın bir albümü ilk kez plak formatında çıktı
[ 0 yorum - 1299 okuma ]
·
MEGADETH, yeni sinema belgeseli Megadeth: Behind The Mask
[ 0 yorum - 969 okuma ]
·
Brezilyalı gitarist Kiko Loureiro, sinema dünyasına ilk adımını attı
[ 0 yorum - 694 okuma ]
·
Poppy yeni şarkısı Guardian’ı paylaştı
[ 0 yorum - 2453 okuma ]
·
Whitesnake gitaristi yeni bir şarkı yayınladı 'You Can Give'
[ 0 yorum - 2695 okuma ]
·
Avenged Sevenfold yeni şarkısı Magic
[ 0 yorum - 3438 okuma ]
·
Lamb of God, 'Parasocial Christ' adlı teklisini yayınladı
[ 0 yorum - 66911 okuma ]
[
Devamı Haberler Bölümünde
]
Fotoğraf Galerisi
B Noktası
B Noktası
B Noktası
Heretic Soul @ Waldb ...
Heretic Soul
Heretic Soul
Heretic Soul @ Rock ...
Anoreksi Promo 2011
Anoreksi Promo 2011
Anoreksi Promo 2011
[ Fotoğraf Galerisi ]
Rastgele Biyografi
Dungeon Of Wizard
MetalTR Arama
Üyelik
Üye Olun
Kayıp Şifre
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodunu Girin:
Üyelik:
Bugün:
0
Dün:
0
Bekleyen Üyelik(ler):
0
Toplam Üye:
42,802
En Son Üye:
BrainInfection
Şu An Bağlı:
Misafir(ler):
1,533
Üye(ler):
0
Toplam:
1,533
Forumlardan
SSS
Arama
Üye Listesi
Kullanıcı Grupları
Can Sıkıntısı Giderici!
Profil
Özel mesajlarınızı kontrol etmek için login olun
Giriş
Günlükler
Günlük Kontrol Paneli
Günlüğüm
Dinler Nereden Gelir?
Sayfa
1
,
2
,
3
,
4
,
5
Sonraki
metaltr.net Forum Ana Sayfası
->
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Önceki başlık
::
Sonraki başlık
Yazar
Mesaj
psYchotic-eYes
Septist Material
Kayıt: Oct 17, 2004
Mesajlar: 2218
Nerden: Eskisehir
Tarih: Prş Ksm 08, 2007 3:14 am
Mesaj konusu: Dinler Nereden Gelir?
Mesaj:
#1
İlk insanlar için bu konudaki bilgisizlik iki kattır: doğayı bilmemek, kendi kendilerini bilmemek. İlkel insanların tarihini incelerken, sık sık bu ikili bilgisizliği düşünmek gerekir.
Gene de ilerlemiş bir uygarlık saydığımız Yunan antikçağında, bu bilgisizlik, bize çocuksu görünür; örneğin, Aristoteles'in yeryüzünün hareketsiz olduğunu, evrenin merkezi olduğunu ve gezegenlerin yeryüzünün çevresinde döndüğünü düşündüğünü gördüğümüz zaman. (Aristoteles'e göre, bu gezegenler 46 taneydi, bunlar bir tavana çakılı çiviler gibi kımıldamadan ve bir bütün halinde, yeryüzünün çevresinde dönmekte idi...)
Yunanlılar, su, toprak, hava ve ateş dedikleri ve artık ayrıştırılamayan dört öğenin varolduğunu düşünüyorlardı. Bütün bunların yanlış olduğunu biliyoruz, çünkü şimdi artık suyu, toprağı ve havayı kendi öğelerine ayırabiliyoruz ve ateşi de bu yukardakilerle aynı türden bir cisim saymıyoruz.
Yunanlılar, bizzat insan hakkında da çok bilgisizdiler, çünkü organlarımızın görevlerini bilmiyorlardı ve örneğin yüreğin, cesaretin merkezi olduğunu sanıyorlardı.
Daha o zamandan çok ilerlemiş saydığımız Yunan bilginlerinin bilgisizliği bu kadar büyük olduğuna göre, onlardan binlerce yıl önce yaşamış insanların bilgisizliği ne olur? İlkel insanların doğa ve kendileri hakkındaki anlayışları; bilgisizlik yüzünden gelişmemişti. Ama bu insanlar, herşeye karşın, eşyayı açıklamaya çalışıyordu. İlkel insanlar hakkında elimizde bulunan bütün belgeler, bize, düşlerin, bu insanların kafalarında, düşüncelerinde çok yer tuttuğunu söyler.
....
Başlangıçta, bu eşe ayrıca maddi kıvamı olan bir tür saydam ve hafif bir beden atfediliyordu. İnsanda, ölümden sonra da yaşamını sürdüren maddesiz bir ilke, ruhsal bir ilke olduğu anlayışı, çok sonra doğmuştur. (Ruhsal, yani spiritüel sözcüğü, ruhtan, yani esprit'den gelir ki, esprit, Latince'de, soluk demektir; son nefes ile birlikte giden soluk esnasında, ruh (can, âme) çıkar ve yalnız "ikinci"nin varlığı sürer gider.) Öyleyse, düşünceyi ve düşü açıklayan ruhtur.
Ortaçağda, insanların, ruh üzerine garip anlayışları vardı. Yağlı bir bedende ince bir ruh, ince bir bedende ise büyük bir ruh olduğu düşünülüyordu. Bunun içindir ki, bu çağda, çileciler (zahitler, ascètes), büyük bir ruhları olsun diye, ruha büyük bir barınak yapmak için sık sık uzun süren oruç tutuyorlardı.
İlkel insanlar, önce saydam eş biçiminde ve sonra ruh biçiminde, insanın ölümünden sonra da yaşadığı ruhsal ilkeyi benimseyerek, tanrıları yarattılar.
İlkin insandan daha güçlü, gene de maddi bir biçimde bulunan varlıklara inanırken, buradan yavaş yavaş bizimkinden üstün bir ruh biçiminde tanrıların varlığına inanmaya vardılar. Böylece, Yunan antikçağında olduğu gibi, her birinin belirli bir görevi olan birleşik birçok tanrı yarattıktan sonra, buradan tek tanrı anlayışına ulaştılar. İşte o zaman, günümüzdeki tektanrıcı din yaratılmış oldu. Böylece açıkça görüyoruz ki, dinin kökeni, bugünkü biçimiyle bile, bilgisizlik olmuştur.
Demek ki, idealizm, insanın sınırlı, dar anlayışlarından, bilgisizliğinden doğuyor; oysa materyalizm, tersine, bu sınırların geriye itilmesinden, geriletilmesinden doğar.
Kaynak:
Georges Politzer - Felsefenin Başlangıç İlkeleri
Başa dön
Sponsor Linkler
Tarih: Google ve Sponsor Baglantilari
Mesaj konusu: Sizde bu bölüme reklam verebilirsiniz !
:
#
Başa dön
Gate_of_Nanna
Zehir Hafiye
Kayıt: Apr 26, 2007
Mesajlar: 286
Nerden: Istanbul/Beylikdüzü
Tarih: Çrş Arl 05, 2007 4:34 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#2
Birde şu konuyu unutmamak lazım.Yunan Antik Çağının Avrupanın medeniyeti bulması ve Rönenans döneminin en önemli esin kaynağıdır.Dinlerin ortaya çıkış nedeni bilgi,bilgelik,güç değildir.
İnsan hayatındaki birçok olaya karşı güçsüz ve aciz kalışı karşısında çaresiz duruma düştüğü her türlü olayı bir yaratıcı güce yormak ve ona sığınmaktan öte uydurulmuş ideolojilerdir..
Korku nun nedeni güçsüzlüktür,ve güç noksanlığı dinleri yaratmıştır...Peki şimdi din sayesinde güçlüler mi?.Tabiyki hayır kişisel rahatlama ve aldanma...
Din aracıları,kainler ve tanrının yeryüzündeki temsilcileri..Kim kanıtlıyabilir doğruluklarını?Hepsinin birer halk efsanesi olduğunu yada olmadığını?.Gerçekten yaşadığını yada yaşamadığını?.Söylenildiği,anlatıldığı gibi birileri olduğunu yada olmadığını?
İnsanlar inanmak istedikleri şeylere inanırlar ve doğruluğunu umursamazlar,doğru olup olmadığını dahi bilmez sadece varsayar,şartlanır ve kendince bahaneler bulup inandığı şeyi geçerli kılmaya çalışırlar.Asırlar boyunca yoruma açık olan kesin ibarelerden çok herkesin kafasına göre her yöne çekebilceği ifadeleri kutsal saydıkları kağıttan kitap sayfalarında okur,herkes kendine göre yorumlar.Biri eline silahı alır tanrı için savaşır bir başka insanı öldürür,öbürü onu bunu dinsizlikle suçlar hakaret eder..Hayatları boyunca inandıkları ilahın hiçbir gücünü fiziksel,bedensel ve duyu organlarıyla hiçbirşekilde hissedemeden ölürler.Dediğim gibi insanlar inanmak ister ve inanır.Kendinden olmayanada aşağılık gözüyle bakmazsa hiçbir sorun ve çatışma olmıyacaktır..
Bugün dine inananların uzaylılara,vampirlere inananlardan gözümde hiçbir farkı yoktur.Kitap mı onlardada var,kanıt mı oda var(inanmak isterseniz tabi tıpkı dinde olduğu gibi).Sanıyormusunuz Scientology yada Vampirism'e inanların inançlı iftirası olan 'Sapkın ideolojiler' olduğunu yada bunlara inanan insanların dine inanlardan daha cahil,eğitimsiz işe yaramazlar olduğunu..İnsan inancı,bireyin inancı bireyi ilgilendirir başkada kimseyi değil.Ancak bir saldırı olursa ve bir inanca mensup olan diğerini aşağılar,kötüler ve zorlarsa(ki tarih boyunca süre gelmiştir ilahi dinlerin kalıplaşmış stratejisidir baskı,tehdit ve korkutma) savunmaya geçilir.Yoksa kim müslümanmış kim yahudi kim hristiyan kimseyi ilgilendirmez
Ötesinde kimin neye inandığı kendi kişiliğinin kendi gücünün aynasıdır.
Kişisel düşüncelerim bu şekilde.Başlık için saolasın önder
_________________
And just look at these men: their eye saith it- they know nothing better on earth than to lie with a woman.Filth is at the bottom of their souls; and alas! if their filth hath still spirit in it!
En son Gate_of_Nanna tarafından Çrş Arl 05, 2007 5:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
cursedcathedral
Geçerken Uğrayan
Kayıt: Dec 06, 2007
Mesajlar: 9
Nerden: Mordordan
Tarih: Prş Arl 06, 2007 11:17 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#3
din insanların inanmaya olan ihtiyaçlarından dolayı gelir her ne kadar saptırılmışsa da insanların güdümlenmesi için kullanılan bir araçtır
Başa dön
aletheia
Kayıt: Jan 16, 2007
Mesajlar: 1228
Tarih: Pzr Arl 09, 2007 10:32 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#4
doğa ve doğa olayları karşısındaki güçsüzlük, çaresizlik, hayranlık, sığınma isteği. antik dönemlerdeki çoktanrılı dinler bu sebeplerden çıkmıştır. dağı,taşı,denizi,hayvanları ihtiyaçları ve hayranlıkları doğrultusunda tanrılaştırmışlar ve çeşitli ritüeller oluşturmuşlardır. ayrıca hem korktukları hem de açıklamaya çalıştıkları bu olayları kendilerince yorumlamışlardır. özellikle mitler bu durumu açıklar. tek tanrılı dinlerde ise daha çok insanları biraraya toplama gibi bir amaç vardır, yahudi diyasporasını biraraya toplamak için musanın peygamberliği, hepsini bir çatı ve bir inanç altında toplama amacıyla oluşturulmuş bir tanrı, ki bu tanrının belirli bi şekle sahip olmadığı söylenmiş yahudilikte, islam inancına da tanrıyı resmetmek betimlemek günahtır şeklinde geçmiş. oysaki bu konuda ilk güdülen amaç, yahudi kavimlerinin o dönemde çok fazla tanrıya sahip olması, elbetteki hepsinin farklı şekillerde betimlenmiş olması ve eğer yeni tanrıya da bir şekil atfedilecek olsa bu kavimlerin o bizim tanrımızdır, bizimkine daha çok benzemektedir şeklinde anlaşmazlığa düşmelerini önlemek içindir. yapılan herşey de bu saçılmış kavimleri biraraya toplama çabası içermektedir. ki zaten yahudilik bir kavim dinidir, yahudi olunmaz, doğulur. sonrasında hıristiyanlık da ezilen alt tabaka yahudilerin romanın güçlülerine baş kaldırması sonucu ortaya çıkmıştır. kafam yerinde değil çok karışık geçtim herşeyi ama sonuç olarak tek tanrılı dinlerin oluşmasında da bu tarz toplumsal/siyasal amaçlar vardır.
yazıya da değinmek istiyorum, aristoteles'in yer merkezli ve hareketsiz evren tasarımı ortaçağda da savunulmuş, üstelik kilise bunun aksini savunan kimi düşünürü/filozofu yakmış,derisini,yüzmüş(örnek bruno) ya da susturmuştur(galileo). bilgisizlik sadece antikçağ ya da ilkel insana atfedilmemeli sanırım. bir de idealizm ve materyalizm çatışmasını dinlerin oluşumuna sokmak ne kadar doğrudur bilemiyorum çünkü din inancı olmadan da metafizik veya spiritüel durumları savunmak mümkündür. insanın aurası vardır örneğin görüyor muyuz hayır ancak vardır. ya da kimi varlıklar vardır neyse bunlara girmemek gerek. çok farklı örnekler verilebilir bu konuda, görmediğimiz şey yoktur demek doğru değildir. ya da bilimi düşünelim, radikal anlamda materyalizmi savunmak demek atomaltı araştırmaları da reddetmek demektir. pozitivist olunabilir ancak kökten bir materyalizm savunmak doğru değildir bence.
Başa dön
R-ainmaker
Disturbed FAN
Kayıt: Oct 27, 2007
Mesajlar: 1397
Nerden: North
Tarih: Pzr Arl 09, 2007 11:20 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#5
din çok karışık bişey yani nereden geldiği falan her insandan çeşit çeşit şeyler çıkabiliyo zamanla ben allahın tek olduğundan başka bişeye inanmıorm insanların islamla uydurduğu sacmasapan seyler beni ırgalamıo acıkcası dinle de pek fazla ilgilendiğim sölenemez ama yinede bir seye inanmak zorundayız
_________________
My Life İs Metal
Başa dön
MethaL
Forum İnsanı
Kayıt: Jun 28, 2005
Mesajlar: 4764
Nerden: İstanbuL
Tarih: Sal Arl 11, 2007 10:49 am
Mesaj konusu:
Mesaj:
#6
Ben inanıyorum ama inancım zorunluluktan değil, içimden geliyor..
_________________
Nefrete Sevgiden Daha Çok Güvenirim Dedi ŞeYTaN..ÇÜNKÜ NEFRETİN SAHTESİ OLMAZ..!
Başa dön
aletheia
Kayıt: Jan 16, 2007
Mesajlar: 1228
Tarih: Sal Arl 11, 2007 9:09 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#7
konu dinlerin ortaya çıkışı değil miydi? tanrının varlığı yada mucizeleri ile bunun ne ilgisi var anlayamadım. tanrı ile din aynı şey değildir.
Başa dön
Ruben
M.T.D.
Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 563
Nerden: PostMortalCoprophagia
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 9:06 am
Mesaj konusu:
Mesaj:
#8
komik gibi gorunuyor ama israrla gosteriliyor..bazi hayvanlarin uzerinde,yagan karin dagin uzerinde Allah yazisini ortaya koymasi, bunlar fotomontaj olabilirmi bu konuda habere rastlayamadim?
herkes kendisini bildi bileli bu konular mevcut hepte devam edecege benzer.50 kez daha boyle bir baslik acilsa biryere varilmiyacak bence.surprizler inanmamiza neden olabilirmi?gercekten $a$irtici ise ve tekrarlaniyor ise? bilenler bunu aciklarsa iyi olur.firavun ve suveys olayinida aciklarsaniz gercekten muthis olur.
her siteye girmeyi sevmiyorum burada bilenlerin yazdiklarini kanitlayarak,okuyor olmak zevk verici samimiyim..kendi inandiklarinizi degil orataya atilan orenekleri curuten kisileri okumak istiyorum daha cok.cunki hep ayni konular allah vardi din yoktu sikici gelmeye basladi bunlar haksizmiyim.sonuca varamiyor kimse bilen bilmeyene kastirma derdinde. Allah ve din hakkinda gorunen,$a$irtici ,hayranlik uyandirici orneklerin dogrulugu yok ise bu bilgiye sahip olan kisilerin bunu anlatmasini istiyorum.
ben yokmu$um gibi yazin lutfen.konuya sahip cikalim..
_________________
Ders bitmi$tir.!
Scum fucking bitch, cum guzzling whore
eating the dick like a revolving door
you suck on my cock but dont swallow shit
your nothing but a worthless ass bitch
En son Ruben tarafından Çrş Arl 12, 2007 9:49 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
anguish
Hylobatidae
Kayıt: Oct 25, 2007
Mesajlar: 3337
Nerden: miklagard(Bakırköy)
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 9:18 am
Mesaj konusu:
Mesaj:
#9
dinler konusunda bir inanca sahip değilim...
kutsal kitapları okumaya çalıştım bana pek mantıklı seyler gibi durmadı çünkü güncelliğini yitirmiş şeyler ...
ama bir mantık kurarsak din bir inanç disiplinidir...araçtır... ama dine gerek var mıdır bu tartışılır...ben gerek duymuyorum tanrıyı içimde hissediyorum ve kendime ait kimsenin bilmediği bir dine aitim o da vicdan....
tanrı var mıdır?peki bu soruya cevap olarak asla kanıtlanamıyacak bir şey vardır; kimse tanrının ne varlığını ne de yoklunu kanıtlayabilir... bu insanın içinde şekillenen bişey içinizdeki sese kulak verin tanrı nesnel ortak herkesin inandığı bişey olması gerekmiyor ... tanrı içinizdeki vicdandır...bence her şey için yeter....
_________________
Ölüm dansı yapan kelebekler gibi, yüzüm hep ışığa doğru...
Başa dön
aletheia
Kayıt: Jan 16, 2007
Mesajlar: 1228
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 11:47 am
Mesaj konusu:
Mesaj:
#10
azra_il demiş ki:
dinler bir Tanrı'nın varlığına inanmakla bağlantılı olarak ortaya çıkmıştır.. alakasını nasıl çözemedin ben de onu anlayamadım..
sadece bizim yazdıklarımıza karşı çıkmayıp bi de kendi görüşlerini yazsaydın da onun üzerinden devam etseydik keşke..
kendi görüşlerim var yukarıda dikkatli bakarsan görürsün. tanrı ile dinin bağlantısı yadsınamaz, benim yazdıklarımda da çokça tanrı kelimesi geçiyor eğer okursan. ancak bir ayrıma yönelik olarak kullandım bunu. dinde elbette tanrı vardır ama tarafınızdan yazılanlarda din düşüncesi neredeyse hiç yok; başlığa cevap vermiyor. tanrının mucizeleri, varlığı, ona olan inanç vs göz önünde tutulmuş. ben bunu vurgulamak istedim.
Başa dön
anguish
Hylobatidae
Kayıt: Oct 25, 2007
Mesajlar: 3337
Nerden: miklagard(Bakırköy)
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 1:16 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#11
fuckthesystem demiş ki:
anguish demiş ki:
dinler konusunda bir inanca sahip değilim...
kutsal kitapları okumaya çalıştım bana pek mantıklı seyler gibi durmadı çünkü güncelliğini yitirmiş şeyler ...
ama bir mantık kurarsak din bir inanç disiplinidir...araçtır... ama dine gerek var mıdır bu tartışılır...ben gerek duymuyorum tanrıyı içimde hissediyorum ve kendime ait kimsenin bilmediği bir dine aitim o da vicdan....
tanrı var mıdır?peki bu soruya cevap olarak asla kanıtlanamıyacak bir şey vardır; kimse tanrının ne varlığını ne de yoklunu kanıtlayabilir... bu insanın içinde şekillenen bişey içinizdeki sese kulak verin tanrı nesnel ortak herkesin inandığı bişey olması gerekmiyor ... tanrı içinizdeki vicdandır...bence her şey için yeter....
İçinde milyarlarca gezegen bulunduran samanyolu galaksisindeyiz.. düşünün milyarlarca da galaksi var
akıl almıo di mi ama bunları boşver sadece yaşadığın dünyaya bak... hala bir kanıt göremiyosan da o senin o şekilde inanmak isteğindendir..
insanlar işine gelen yolu seçip bunun adına da ''din yoktur...allah yoktur..hani kanıt nerede?'' gibi kaçış cümleleriyle günlerini kurtarmaya çalışıo...
kanıt nerde demedim ki ben bunu sadece insan tanımlaya bilir kimsenin mudahalesi olmadan .... tanrının varlığını da yoklunu da kanıtlayamazsın çünkü hep karşıtlık çıkar ortaya tartışmalarda bu vardır hep inancı tartışmanın dinleri tartışmanın aptalca oldunu düşünüyorum ....çünkü herkesin kendi ruh alemindeki bi eylemdir....ve her insan o yolu kendi arayarak bulmalıdır huzurunu kaplayan şeyi buldugunda da karşısına tanrı çıkıyosa o insan için tanrı vardır yoksa sadece kendi....
Başa dön
Ruben
M.T.D.
Kayıt: Feb 23, 2007
Mesajlar: 563
Nerden: PostMortalCoprophagia
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 1:29 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#12
ilgimi ceken biryerde okumustum vede cok dogru..
Darwinizme inananlar kendilerini ilmi bir zeminde düşündüklerini, kendilerine karşı çıkanların ise sadece dini inançlara dayandıklarını söylerler.
bazikaynaklar var cok gercekci.aksi iddia edilemeyecek kadar.Yaraticinin olduguna dair.
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu herşeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik önyargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamları nın bir bölümü, sahip oldukları bazı önyargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.
Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi "evrimci" bir bilim adamıdır.
Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.
Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?
Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir. Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde 1 ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde 99 olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.
Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır. Birincisi, tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah'ın yarattığıdır. İkincisi ise, canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.
Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda ise, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. İlerleyen bölümlerimizde de ele alacağımız gibi, olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali "0"dır.
O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali "yüzde yüz"dür. Yani, canlılık bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle "yaratılmış"tır. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.
Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin "bilim adamı" olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.
Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu evrimci "bilim adamı"nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: "İnanç" ... Ama batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.
YANi bunlari okudugumda hicte inanasim gelmiyor aksini iddia edenlere, baslik konusuna.. Yaraticinin oldugu yonunde inandiklarim budur.bu var ise dinde vardir. konumuz cografya ise bunu bize anlatacak birileri lazim gezecek gorecek sonra yazili olarak onumuze verecekler diye dusunuyorum.yoksa nasil tanir ,bilgi sahibi oluruz gibi.
Farkinda oldugum birsey daha var.nekadar dinine inanan var ise maneviyatcidir saygi sevgi kardeslik vardir o kiside. tabiki genelleme yapmiyorum ama cogunluk bu yonde.tam aksi kisilerde ise cirkeflik asilik ezicilik vb vardir.dinlerde yapmamiz gerekeni akil ve mantik cercevesinde bizlere bildirir diye dusunuyorum.
ve ozellikle belirteyim bu yazi Alintidir.
_________________
Ders bitmi$tir.!
Scum fucking bitch, cum guzzling whore
eating the dick like a revolving door
you suck on my cock but dont swallow shit
your nothing but a worthless ass bitch
En son Ruben tarafından Çrş Arl 12, 2007 2:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Başa dön
aletheia
Kayıt: Jan 16, 2007
Mesajlar: 1228
Tarih: Çrş Arl 12, 2007 9:07 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#13
yahu nerde alakası yok diye bir tabir kullanmışım? tanrı ile din aynı şey değildir dedim. ayrıca tanrının mucizeleri ile dinlerin ortaya çıkışının ne ilgisi var dedim. o verilen örnekle dinin çıkmasının ne ilgisi var? bunu söyledim yalnızca. ya ben anlatamıyorum ya da anlamamak için ısrar ediyorsunuz. tanrının varlığını kanıtlamak dinlerin ortaya çıkışını açıklamak değildir ki. neyse tartışmaya girmek istemiyorum, pekala tanrı bir zar yaratmış evet dinlerin ortaya çıkışıyla ilgili baya bir, haklısınız:/ ne demeliyim yani pff. yine ve yine gereksiz polemikler. ben mi beceremiyorum doğru düzgün yorum yapmayı? neyse ne siz bu yazdıklarıma karşılık verin ne de ben daha fazla.
Başa dön
psYchotic-eYes
Septist Material
Kayıt: Oct 17, 2004
Mesajlar: 2218
Nerden: Eskisehir
Tarih: Çrş Arl 19, 2007 2:45 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#14
Başlık temizlenmiştir ve bu başlıkta tartışılan konu "dinlerin çıkış noktalarının diyalektik materyalist açıdan incelenmesi"dir.. yani salt bilimsel açıdan dinlerin çıkış noktalarına kısaca değinilmiştir. Gönderilen yazılarda bu eksende kalmaya devam edersek faydalı olabilir diye düşünüyorum. Konu tanrıya inanmak veya inanmamak değil; Din denen toplumsal kuralları belirleyici yaşam standartlarının çıkış noktalarını irdelemektir.
_________________
www.turandursun.com
EVRİM gerçeği:
http://www.metaltr.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=158
Başa dön
psYchotic-eYes
Septist Material
Kayıt: Oct 17, 2004
Mesajlar: 2218
Nerden: Eskisehir
Tarih: Çrş Arl 19, 2007 3:20 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#15
aletheia demiş ki:
yazıya da değinmek istiyorum, aristoteles'in yer merkezli ve hareketsiz evren tasarımı ortaçağda da savunulmuş, üstelik kilise bunun aksini savunan kimi düşünürü/filozofu yakmış,derisini,yüzmüş(örnek bruno) ya da susturmuştur(galileo). bilgisizlik sadece antikçağ ya da ilkel insana atfedilmemeli sanırım. bir de idealizm ve materyalizm çatışmasını dinlerin oluşumuna sokmak ne kadar doğrudur bilemiyorum çünkü din inancı olmadan da metafizik veya spiritüel durumları savunmak mümkündür. insanın aurası vardır örneğin görüyor muyuz hayır ancak vardır. ya da kimi varlıklar vardır neyse bunlara girmemek gerek. çok farklı örnekler verilebilir bu konuda, görmediğimiz şey yoktur demek doğru değildir. ya da bilimi düşünelim, radikal anlamda materyalizmi savunmak demek atomaltı araştırmaları da reddetmek demektir. pozitivist olunabilir ancak kökten bir materyalizm savunmak doğru değildir bence.
idealizm'de insan üstü düşünen bir varlığa ya da özneye göndermenin var olması ve materyalizmde de tam aksine bunun reddedilerek "tamamen insan aklına ve varolan toplumsal bilgi birikine" bağlı öngörülerin geliştirilmiş olması, dinlerin çıkış noktaları arasında bağlantı kurulmasındaki "yöntem"lerin ne olması gerektiği konusunda bizleri aydınlatır. Bu yüzden de mutlaka bu savaşa dem vurularak, "dinlerin nereden çıktığının incelenmesinin sadece materyalist düşünceyle" varolabileceğini düşünmekteyim..
Din inancı olmadan spirütüel ya da metafizik denen şeyleri incelemek için idealist bir düşünce baz alınırsa sonuçta çıkış noktamız her zaman için bir yaratıcı olur ve noktayı koyarız. Ancak materyalist zeminde bu konuları ele alırsak -ki bunu yapmak materyalizmle zaten çelişir- bizi, yine ucu bucağı olmayan çözülmeyi bekleyen bilimsel denklemlere götürür. Bu ise insan aklına, varolan şekliyle, en uygun olanıdır.
İnsanin aurorası vardır veya yoktur; ya da kimi varlıklar vardır ya da yoktur... insanlık bunları kendisine bir fayda getireceğini anladığı zaman araştırmaya başlar ve bunlar o dakikadan itibaren spiritüel varlıklar olmaktan çıkıp "materyalist zeminde bilimsel açıdan incelenen gündelik malzemeler" halini alır. Bilim tarihi boyunca bu böyle olmuştur ve olmaya devam etmek zorundadır. Göremediğimiz, algılayamadığımız şeylerin varlığını spiritüel anlamlara kaydırmak sonuç itibariyle gereksizlikten öteye de geçmez..
Radikal anlamda materyalizmi savunmak atomaltı araştırmaları reddetmek anlamına ne zamandan beri geliyormuş bunu da çok merak etmekteyim açıkcası.. Bütün atom altı fizik ve kimya araştırmalarını tarihte insanlığın ortak aklıyla şekillenmiş olan "materyalist bilim" gerçekleştirmiştir. Atomların dünyasına indikçe yeni parçacıların keşfi bizleri "daha üstün bir varlığın" olduğu sonucuna asla götürmez; bulgulara göre götürdüğünü iddia etmek de saflık olur zaten.. (Ayrica bu tür söylemlerin ortalıkta dolanması ve özellikle kuantum kimyasıyla alakalı olan yeni bulguların akıllı tasarımcı olan bir yaratıcıya atfedilmesi hollywood sahnelerinden saf insanların beyinlerine uzanmak amaçlıdır, aslı yoktur, tartışması bile gereksizdir.. Bunlar özünde evangelist oyunlardır zaten.. aldanmamak ve dikkatli olmak lazım )
Başa dön
psYchotic-eYes
Septist Material
Kayıt: Oct 17, 2004
Mesajlar: 2218
Nerden: Eskisehir
Tarih: Çrş Arl 19, 2007 3:48 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#16
SearMe demiş ki:
ilgimi ceken biryerde okumustum vede cok dogru..
Darwinizme inananlar kendilerini ilmi bir zeminde düşündüklerini, kendilerine karşı çıkanların ise sadece dini inançlara dayandıklarını söylerler.
bazikaynaklar var cok gercekci.aksi iddia edilemeyecek kadar.Yaraticinin olduguna dair.
Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu herşeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik önyargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamları nın bir bölümü, sahip oldukları bazı önyargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.
Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi "evrimci" bir bilim adamıdır.
Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.
Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?
Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir. Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde 1 ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde 99 olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.
Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır. Birincisi, tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah'ın yarattığıdır. İkincisi ise, canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.
Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda ise, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. İlerleyen bölümlerimizde de ele alacağımız gibi, olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali "0"dır.
O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali "yüzde yüz"dür. Yani, canlılık bilinçli bir biçimde var edilmiştir. Diğer bir deyişle "yaratılmış"tır. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.
Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin "bilim adamı" olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.
Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu evrimci "bilim adamı"nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi, inadı ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: "İnanç" ... Ama batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.
YANi bunlari okudugumda hicte inanasim gelmiyor aksini iddia edenlere, baslik konusuna.. Yaraticinin oldugu yonunde inandiklarim budur.bu var ise dinde vardir. konumuz cografya ise bunu bize anlatacak birileri lazim gezecek gorecek sonra yazili olarak onumuze verecekler diye dusunuyorum.yoksa nasil tanir ,bilgi sahibi oluruz gibi.
Farkinda oldugum birsey daha var.nekadar dinine inanan var ise maneviyatcidir saygi sevgi kardeslik vardir o kiside. tabiki genelleme yapmiyorum ama cogunluk bu yonde.tam aksi kisilerde ise cirkeflik asilik ezicilik vb vardir.dinlerde yapmamiz gerekeni akil ve mantik cercevesinde bizlere bildirir diye dusunuyorum.
ve ozellikle belirteyim bu yazi Alintidir.
Burda yazılan alıntıları okudukça kimse kusura bakmasın ama gülesim geliyor sadece.. Ne kadar bilimden ve felsefeden uzak basit yazılar ve nasıl oluyor da insanlar bunların pesinden gidebiliyor aklım almıyor son zamanlarda.. Aslında bunlara bilim camiası içinden verilmiş bir sürü yanıt var, (ki bence cevap vermeye bile değmemeliydi) .. örneğin yukarda, bir molekuler biyologun bir proteinin tesadüflerle oluşmasının imkansızlığını kabul ettiğini ve bu tip düşünenlerin ya da ihtimallerin yüzde 1, geri kalanların Yüzde 99 oldgundan bahsedip; "demek ki yüzde 99'luk kesime tamah etmek gerekir
" gibi bişeyler zırvalamış yine sevgili harun yahya denen yaratık.. Ordaki tesadüflerin kozmik olasılıklar sonucu olduğundan nedense hic bahsedilmez ve bu tesaduflerin evrende her zaman varoldugundan , bunların gerçekleşme ihtimallerinin varlığını iddia etmenin evrenin yaşı ve mevcut madde miktarından yola çıkarak tahlil yapıldığı zaman son derece gerçekçi ve mantıklı oldugundan hic bahsetmezler .. Ve bok attıkları yuzde 1'lik kesimin varolan teknolojik dunyayı yarattığını da hic söylemezler nedense
Başa dön
psYchotic-eYes
Septist Material
Kayıt: Oct 17, 2004
Mesajlar: 2218
Nerden: Eskisehir
Tarih: Çrş Arl 19, 2007 3:55 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#17
Konumuz dinlerin nereden geldiği oldugundan, yukarda yazdığım yazıyla da bunun bağlantısını ilgili arkadaşlarım zaten kurarlar diye düşünüyorum.. Sonuc olarak dinlerin -yazıda da belirtildigi üzere- bilgisizlikten ve cevaplanamayan sorulardan kaçmak adına çıktığı yadsınamaz bir gerçektir ve materyalizm ile idealizm arasindaki varolan savaş "dinlerin çıkış noktalarını araştırmak" konusunda da varolmaktadır çünkü bunun araştırmasının yapılması için materyalist diyalektik düşünceye sahip olunması gereklidir.. Ayrica diger alintida bahsettigim gibi , bizler evrende tesaduflerin ve kompleks maddelerin evrim geçirmiş şekillerinden ibaretiz.. Bu açıdan bile bakıldığında dinlerin çıkışının ilahi degil; tam aksine insani oldguunu görürüz..
_________________
www.turandursun.com
EVRİM gerçeği:
http://www.metaltr.net/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=158
Başa dön
aletheia
Kayıt: Jan 16, 2007
Mesajlar: 1228
Tarih: Çrş Arl 19, 2007 9:25 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#18
psYchotic-eYes demiş ki:
aletheia demiş ki:
yazıya da değinmek istiyorum, aristoteles'in yer merkezli ve hareketsiz evren tasarımı ortaçağda da savunulmuş, üstelik kilise bunun aksini savunan kimi düşünürü/filozofu yakmış,derisini,yüzmüş(örnek bruno) ya da susturmuştur(galileo). bilgisizlik sadece antikçağ ya da ilkel insana atfedilmemeli sanırım. bir de idealizm ve materyalizm çatışmasını dinlerin oluşumuna sokmak ne kadar doğrudur bilemiyorum çünkü din inancı olmadan da metafizik veya spiritüel durumları savunmak mümkündür. insanın aurası vardır örneğin görüyor muyuz hayır ancak vardır. ya da kimi varlıklar vardır neyse bunlara girmemek gerek. çok farklı örnekler verilebilir bu konuda, görmediğimiz şey yoktur demek doğru değildir. ya da bilimi düşünelim, radikal anlamda materyalizmi savunmak demek atomaltı araştırmaları da reddetmek demektir. pozitivist olunabilir ancak kökten bir materyalizm savunmak doğru değildir bence.
idealizm'de insan üstü düşünen bir varlığa ya da özneye göndermenin var olması ve materyalizmde de tam aksine bunun reddedilerek "tamamen insan aklına ve varolan toplumsal bilgi birikine" bağlı öngörülerin geliştirilmiş olması, dinlerin çıkış noktaları arasında bağlantı kurulmasındaki "yöntem"lerin ne olması gerektiği konusunda bizleri aydınlatır. Bu yüzden de mutlaka bu savaşa dem vurularak, "dinlerin nereden çıktığının incelenmesinin sadece materyalist düşünceyle" varolabileceğini düşünmekteyim..
Din inancı olmadan spirütüel ya da metafizik denen şeyleri incelemek için idealist bir düşünce baz alınırsa sonuçta çıkış noktamız her zaman için bir yaratıcı olur ve noktayı koyarız. Ancak materyalist zeminde bu konuları ele alırsak -ki bunu yapmak materyalizmle zaten çelişir- bizi, yine ucu bucağı olmayan çözülmeyi bekleyen bilimsel denklemlere götürür. Bu ise insan aklına, varolan şekliyle, en uygun olanıdır.
İnsanin aurorası vardır veya yoktur; ya da kimi varlıklar vardır ya da yoktur... insanlık bunları kendisine bir fayda getireceğini anladığı zaman araştırmaya başlar ve bunlar o dakikadan itibaren spiritüel varlıklar olmaktan çıkıp "materyalist zeminde bilimsel açıdan incelenen gündelik malzemeler" halini alır. Bilim tarihi boyunca bu böyle olmuştur ve olmaya devam etmek zorundadır. Göremediğimiz, algılayamadığımız şeylerin varlığını spiritüel anlamlara kaydırmak sonuç itibariyle gereksizlikten öteye de geçmez..
Radikal anlamda materyalizmi savunmak atomaltı araştırmaları reddetmek anlamına ne zamandan beri geliyormuş bunu da çok merak etmekteyim açıkcası.. Bütün atom altı fizik ve kimya araştırmalarını tarihte insanlığın ortak aklıyla şekillenmiş olan "materyalist bilim" gerçekleştirmiştir. Atomların dünyasına indikçe yeni parçacıların keşfi bizleri "daha üstün bir varlığın" olduğu sonucuna asla götürmez; bulgulara göre götürdüğünü iddia etmek de saflık olur zaten.. (Ayrica bu tür söylemlerin ortalıkta dolanması ve özellikle kuantum kimyasıyla alakalı olan yeni bulguların akıllı tasarımcı olan bir yaratıcıya atfedilmesi hollywood sahnelerinden saf insanların beyinlerine uzanmak amaçlıdır, aslı yoktur, tartışması bile gereksizdir.. Bunlar özünde evangelist oyunlardır zaten.. aldanmamak ve dikkatli olmak lazım )
materyalizmin en uç noktasında, sadece duyulara verilen olgular hakkında konuşulması gerektiğini, gerisinin saçma olduğunu söyleyen düşünürler olmuştur. ve bu kişiler atomların gözlenemez olduğunu ve dolayısıyla da atom teorilerinin reddedilmesi gerektiğini bile savunmuştur. ayrıca etik de dahil maddeye bağlı olmayan her türlü metafizik konuyu safsata olarak görmüşlerdir. benim karşı çıktığım bu türden bir materyalizmdi ve gözleyemediğimiz şeyler yoktur demek yanlıştır dedim. pozitivizmi savunurum, mantıkçı pozitivizmde de vardır haklı gördüğüm yerler ve idealizme kesinlikle karşıyım ama, görmediğimiz ve duyu deneyine verilmemiş herşey metafiziktir, hakkında konuşmak saçmadır düşüncesine de karşıyım. dinlerin ortaya çıkışı konusunda söylediklerimin ise arkasındayım. insanlar oturup bir yaratan fikrine düşünerek mi ulaşmışlardır bu tartışılır; bütün o saçma ve gereksiz dinlerin arkasında ilk sayfada bahsettiğim nedenler yatmaktadır. materyalizm ile idealizmin bakış açıları elbetteki bellidir din ya da tanrı konusunda ancak ben bu görüşleri diğerinin merkezine oturtulmasının yanlış olduğunu söyledim. her ateist materyalist değildir örneğin, ateizmin en hararetli savunucularının bile materyalizme büyük eleştiriler yaptığını gördüm ki bunlar saygı duyduğum profesörlerdir. aynı şekilde materyalizmin az önce değindiğim şekline karşı çıkmaktayım ama dinlere inanmıyorum. demek istediğim anlaşılmıştır sanıyorum birbirini gerektirmiyor bunlar. ve son olarak; gerçek anlamda tanrı idesine ulaşılması bunlardan bağımsızdır.
Başa dön
DaRCoTuRco
Zehir Hafiye
Kayıt: Nov 29, 2007
Mesajlar: 243
Nerden: Nereye...
Tarih: Cum Arl 21, 2007 2:07 am
Mesaj konusu:
Mesaj:
#19
Dinler insanların ihtiyaçlarına cevap vermek için gönderilmiş kurallardır...Eski dönemlerde çoğu zaman karmaşa içine düşen toplumların vahşilikleri sonucunda onlara peygamber gönderilmesidir..Yani bir takım kurallarla insan hayatını biraz düzene sokmak içindir..Din çok geniş kapsamlı bir konu ama çıkış hakkında yazabilceğim özeti yazdım sanırım..
_________________
I cAn n0t Live,I cAn n0t Die...
Başa dön
BlackbATu
Zehir Hafiye
Kayıt: Mar 16, 2007
Mesajlar: 481
Nerden: Bursa&İstanbul
Tarih: Cmt Şub 16, 2008 5:25 pm
Mesaj konusu:
Mesaj:
#20
Dinler nereden gelmiştir?
İnsanların kanuna tam anlamıyla uyması, savaş çıktığında istekle savaşması, isyanı aklından bile geçirmemesi, yani içinde bulunduğu sisteme tam anlamıyla uyum sağlaması gerekiyordu. Onun için daha ilk kurulan devletlerden itibaren hükümdarlar bazı dogmatik düşünceler üretmeye başladılar, en büyük silah olarak da insanlığın en büyük bilinmeyeni olan "ölüm" kullanıldı:
Öldükten sonra ne olacağını asla bilemezsiniz, bu yüzden ölüm üzerinden bir senaryo kullanmak en mantıklısıydı. Başlangıçta dinler çok tanrılıydı, bütün olaylar bu tanrılarla ilgiliydi. Doğal afetler olurdu, insanlar neden bu afetlerin olduğunu bilmediği için bunları tanrılara bağlardı. Askeri bir tehdit olduğu zaman halk tanrılar için savaşırdı, cesaretini tanrılara olan inancından alırdı. Her milletin tanrıları farklı olduğu için de her millet kendi birliğini bu şekilde rahatlıkla sağlardı.
Zamanla dinler de evrim geçirdi. En büyük tanrılar tanrı olarak kaldı, diğer tanrılar da asıl tanrının yardımcısı olan melekler olarak anılmaya başladı. Gelenekler benzerdi (mısırdaki oruç ve kurbanın yahudilerde de bulunması gibi). Yeni tek tanrılı dinler çıktıkça üzerinde bulunduğu coğrafyada yaşayan pagan dinlerle benzer özellikler taşıyordu. Zamanla tek tanrılı dinler dünyaya egemen oldu, önceden olduğu gibi bunlar da düzeni kendi kurallarıyla sağlıyordu, sisteme karşı çıkmak öldükten sonra sonsuza kadar yanmak demekti. Sistemin başındaki hükümdar (papa, halife) kuralları koyardı. Sefere çıkarken din her zamanki silah etkisini gösterdi. Papa'nın haçlı seferlerine katılanları cennetle ödüllendirmesi, İslamiyetteki "Şehitler cennetliktir" sözü ve cihad anlayışı bunlara örnektir.
Başa dön
Mesajları göster:
Hepsi
1 Günlük
7 Günlük
2 Haftalık
1 Aylık
3 Aylık
6 Aylık
1 Yıllık
eskiden-yeniye
yeniden-eskiye
metaltr.net Forum Ana Sayfası
->
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Tüm saatler GMT +1 Saat
Sayfa
1
,
2
,
3
,
4
,
5
Sonraki
1
. sayfa (Toplam
5
sayfa)
Forum Seçin:
Bir Forum Seçin
Müzik/Genel
----------------
Metal Genel
Metal Grupları
Rock Müzik
Yerli Metal Grupları
Türk Rock
Rock Metal Gitaristleri
Efsane Bas Gitaristler
Alternatif müzik dünyası
Konser - Festival
Rock ve Metal Albüm, Single ve Video Haberleri
Dergi Paylaşım Platformu
Müzik Market
----------------
Müzik grubu aranıyor ilanları
Müzik Aletleri
Gitar / Tab
-- Şarkı Sözleri
Stüdyo Prova Kayıt
Müzik Aletleri Alım / Satım
Serbest ALAN
----------------
Güncel Haberler
Geyik
SERBEST KURSU
Felsefe - Sosyoloji - Psikoloji
Edebiyat
Karalamalar
Dizi Film Öneri
Internet / Bilgisayar / Teknoloji / Oyun / ..
-- Radyolar
Logmania
Komik / İlginç Resim / Video
Mekan
----------------
Mekanlar / Pasajlar
-- Nereye Gitsek? Cafe, Bar ve Konser Mekanı Tavsiyeleri
-- Tattoo ( Dövme ) & Piercing
Üniversiteler
MetalTR.NET
----------------
MetalTR.Net Hakkinda
Bu forumda yeni konular
açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap
veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı
değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı
silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy
kullanamazsınız
Powered by
phpBB
© 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri : Onur Turgay & Erdem Çorapçıoğlu
phpBB template by
Spectre
:: Ported for PHP-Nuke by
nukemods.com